Kazan Dede
Bir kazan, bir tezgâh, sönmeyen bir ateş
Kazan Dede Çorba, Ankara’nın batısında iki lokantada, günün her saati açık bir mutfak. Hikâyemiz büyük laflardan değil; kaç saat kaynadığından, kaç kez yıkandığından ve kimin kaçta geldiğinden ibaret.
Neden 24 saat?
Çorbacılık, saatini kendisi seçmeyen bir iştir. Vardiyadan çıkan, yola çıkan, gece çalışan, sabah erken kalkan… Hepsinin ortak noktası aynı: sıcak bir kâse. Bu yüzden iki şubemiz de haftanın 7 günü, günün 24 saati açık. Gece menü daralmaz; kazan kaynamaya devam eder.
Mutfakta ne oluyor?
Paça akşamdan konur
Kelle ve paça akşamdan ateşe konur, sabaha kadar kısık ateşte bekler. Kemikten çözülen jelatin çorbaya kıvamını verir. İyi kaynamış bir paça soğuduğunda jelleşir — bu, kısayolun olmadığının kanıtıdır.
İşkembe temizlikle başlar
İşkembe defalarca yıkanır, uzun süre haşlanır, ince ince doğranır. Kokuyu baharatla bastırmak yerine kaynağında halletmek gerekir; işin ustalık kısmı buradadır.
Tencereler her sabah kurulur
Kuru fasulye, kuzu incik, Ankara tava, biber dolması — hepsi her sabah yeniden kurulur. Menüde “günün yemeği” yazan satır, o gün mutfakta ne pişiyorsa odur. Bittiğinde yeniden pişmez; ertesi sabah yenisi kurulur. Bu yüzden menümüzde “Bazı yemekler günün menüsüne göre çıkmayabilir” yazar.
Terbiye masada yapılır
Sarımsaklı sirke, limon ve pul biber ayrı ayrı gelir. Çorbanın kıvamını misafir kurar; bizim işimiz o kıvamı kurmaya değecek bir çorba çıkarmaktır.
Yarım çorba yok
Menümüzde yarım veya az çorba servisi yoktur. Bunun yerine her çorbanın iki net porsiyonu vardır: tam porsiyon (büyük kase) ve tamdan az porsiyon (küçük kase). İkisi de kendi kâsesinde tam dolu gelir — “yarım” diye az koymak bizim işimiz değil.
Sadece çorba değil
On çeşit çorbanın yanında tencere et yemekleri, taş fırın pideleri, ocaktan kebaplar, sınırsız yöresel serpme kahvaltı, tezgâh tostları ve kendi pastanemizin tatlıları var. Hepsi menüde.
Misafirin sözü
Ankara’daki iki şubemizin Google’da toplam 13.174 değerlendirmesi ve 4.7/5 ortalaması var. Bu sayı bizim için reklam değil, tutanaktır: neyin iyi gittiğini de, neyin düzelmesi gerektiğini de oradan öğreniyoruz.